Öyle bir haldeyim ki. Anlatılması zor... Yaşanması zor... Kavrayabilmesi zor... Düşündüğüm herşey bana öyle bir acı veriyorki, hayatta yapmayı sevdiğim tek şey olan düşünmekten bile nefret eder hatta korkar oldum. Düşünmek istemiyorum ama düşünmeden de edemiyorum. Karmakarışığım. Düşündüklerim yoksa çok mu ahlaksızca. Çok sıradan olmadıkları kesin fakat çok mu çirkin? Yoksa çok mu yanlış? Bilemiyorum ki hiç... Hayatımda ilk defa geleceğimin güzel olacağını düşünebiliyorum. En azından yaşanılabilir olacağını. Yani daha şimdiden o günler gelse artık diyorum. Küçük çocuklar gibi hep büyümeyi düşlüyorum. Ne mi bu kadar kafamı karıştıran? Cevabı bile yok... Aslında varda ben onu cevap olarak göremiyorum hiç. Benim için o sadece koca bir soru... Ama ben soruları çok severim ya onu da çok seviyorum işte. Hemde bu kez daha farklı. Nasıl desem ki ya, böyle olması gerekmiş gibi. Hep arayışlar içindeydim. Bir tane daha ben için. Güldüğüm herşeyde başkalarına bakarım. Acaba gülüyolar mı diye... Bir şeyi anlatırken beni anlayıp anlamadığını değilde nasıl anlamaya çalıştıklarını incelerim. Benim gibi mi düşünüyolar diye çok sorular sorarım. Cevaplar ararım, arardım. Ama yok işte. Herkes mi farklı, ben mi farklıyım bilemiyorum. Farklı olmak hernekadar güzel olsa da insan belli bir şeyden sonra yalnızlıkla yüzleşiyor. Bir ben daha arıyor gözleri. İstese de istemese de... Ya ama şu da var. Ben bunu bulabilmek için ömrümü harcamadım. Sadece insanları inceledim. İlla ki beni bulmam lazım diye bir şart koşmadım kendime. İşin garip yanı ise bulabildim. Kendimi bulabildim. Pek yakınımda değil ama çok uzağımda da değil. Baktım kendime, yani ona... Düşündüm acaba ben buysam insanların bana olan tavrını, ona olan tavırlarına bakarak farkedebilirim diye. İnceledim çokça. Çok sevdim. Hemde acayip çok sevdim. İlk başta şey düşünmüştüm. Acaba sadece kendimi mi seviyorum falan diye düşündüm ama aslında öyle değildi gerçek. Bir ben daha olması benim hoşuma gitmişti. Yani bu çok güzel birşey aslında. Ya düşünsenize hayatınız boyunca yaşadıklarınızı o da yaşamış ve hayattan aynı dersleri çıkarmışınız. Gelecekten beklentiler aynı. Hayata bakış açısı aynı... O aynı, bu aynı... Ama illa ki bi eşitsizlik olucak ya dış görünümlerimiz, daha doğrusu dış görünümlerimizin albenisi hiç birbirini tutmuyor. Ben öyle fakirim ki bu konuda. Allah'ın benle ne alıp veremediği var anlayamıyorum hiç. Ama o da bu konuda o kadar zengin ki en güzel prenseslerden bile daha zengin güzellik konusunda. Aslında onunda benim gibi çirkin bişi olmasını çok isterdim. Ne bilim belki bu şekilde yaşamanın ne demek olduğunu bilmemesi benden bi eksiği. Ya da benim onun gibi olmadığım için bakış açımdaki eksikliklik bir söz konusu. Hatta şunu bile düşündüm, eğer benim gibi olsaydı peşindende koşan olmazdı. Rahatça kur yapabilirdim.... Aslında bu dış görünüm meselesini pek dert eden birisi değilim ama sonuçta gözler ırak olmaya çalıştıktan sonra gönüllerde ırak olmaya çalışır, hatta çalışmasına gerek kalmaz direk ırak olur.
Bu şekilde hayat devam ederse geleceğimde o olmayacak gibi... Bunu kabullenmek öylesine zor ki. Çok alışmıştım. Varlığına, varlığıma, varlığımıza... Ne olduğumu, ne olacağımı onla(benle) anlıyordum çünkü. Şayet o, varlığımdan giderse mal gibi ortada kalıcam. Ne yaptığımı bilemicem. Gerçekten ona ihtiyacım var. ... Düşünemiyorum onsuzluğu. Ne hissetmem gerektiğini dahi bilmiyorum. Çünkü öyle birşeyki bu bişey hissetmek istesem bi çuval inciri mahfedicem, başka bir şey hissetmek istersem gene bir çuval inciri mahfedicem. Resmen bok çukuruna düştüm. Burdan tek başıma çıkamam gibi. Bana benin yardımı lazım. Anca onun sayesinde çıkarım, ya da boğulurum. Artık ne olacaksada olsun. Düşünmekten nefret etmemeliyim. Bu şekilde yaşarsam eğer, gerçekten düşünmekten dahi nefret edicem...
2 Mart 2008 Pazar
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder