29 Ocak 2008 Salı

roller

haksızlık değil mi şimdi bir tarafın böylesine yıpranırken , diğer tarafın ona sırt çevirmesi..
yoksa çift kişi ile başlayan ilişkiler bir zaman sonra tek kişicilik mi oynuyor?
peki neye göre rolleri dağıtılır bu kişilerin?
sevgilerini mi ölçerler?
hassaslıklarını mı?
dayanıklılıklarını mı?

hiçbiri bence.. rolleri biz seçeriz.. kendimiz..
uygun olan maskeyi takarız yüzümüze..
ne kadar acı verdiğini hissetsekte.. ne kadar "kaldıramıyorum" desekte.. bizim maskemizdir o..
ve çok alkışlanmak için.. o maskeyle hep daha iyi oynamak gerekir..
üzgün suratlı maskem.. yaralı maskem.. benim maskem!

tanıdınız mı şimdi! hı hı evet.. işte o benim!


27 Ocak 2008 Pazar

"acı acı acı acı"

bir 'kişi'nin kötü bir ruh hali içinde olması onun yanında birkaç kişinin daha aynı ruh hali içine girmesine sebebiyet veriyor.. (bkz. "kötü olan ben" ve "etkilenen melankolik ceyd")
şu an iyiyim.. sabahki o fırtınalı dönemi atlattıktan sonra gayet iyiyim hem de..
dün gece başladı bu berbat "hal".. ama dün gece bile dedim ki kendime.. belki saatler sonra bu halimi düşünüp kendime kızıcam!
saatler sonra oldu.. iyi miyim? evet..
fakat kızıyor muyum kendime?
hayır!
çünkü bir kahraman değilim.. "süpermen" kadar güçlü de değilim..
"peri" diyor kimileri.. hassas değil midir peri.ler!?
olacak bunlar.. yaşicam bunları..
önemli olan nokta bunları devamlı hale getirip getirmemem..
ve en azından bir şekilde! kendime zarar vermemem..
şarkılara epeyce kızmaya başladım.. hatta küstüm birçoğuna...
evet her zaman yanında oluyorlar.. yalnız bırakmıyorlar belki beni..
ama pekçoğu gerçekleri yüzüme vurarak adeta "acı acı acı acı" diyor bana...
en çokta canım "mor ve ötesi(m)" acıttı bugün beni.. ):
ama onlara kızamıyorum ki.. !
insan sevdiği birşeye kolay kolay kızamıyor ki... ):
neyse.. saçmalama noktasına geldiğimi sezmeye başladım..
bitirmeliyim bu yazıyı diyorum ama bitirecek bir "nokta" bulamıyorum..
böyle bitsin!


Bıktım artık susmaktan
Bunca yıl seninle geçti
Bir çift lafa muhtacız
İki yabancı gibi
Saat gece üç olmuş
Kapında ben
Ben yokum sanki
Şimdi gerçeği söyle
Sonra yap istediğini
Sonra yap istediğini
Yeter artık
Hiçbir şey eskisi gibi değil
Yeter artık
Aslında sen hiç sevmedin
Yoruldum suçlanmaktan
Yanında hiç olmadım sanki
Yüzün herşeyi söylerdi
Ama bakmıyor şimd
iBıktım artık susmaktan
Bunca yıl seninle geçti
Şimdi gerçeği söyle
Sonra yap istediğini
Zaman geçer büyürüz
Sertleşir dünya
Yeter artık
Hiçbir şey eskisi gibi deği
lYeter artık
Aslında sen hiç sevmedin
Yeter artık
Hiçbir şey eskisi gibi değil
Yeter artık
Aslında sen hiç sevmedin
Yeter artık
Hiçbir şey eskisi gibi değil
Yeter artık
Aslında sen hiç sevmedin
Yeter artık
Hiçbir şey eskisi gibi değil
Yeter artık
Aslında sen hiç sevmedin
Yeter artık
Yeter artık
!!!!

İçimdeki hırıltılar

Gelme istersen,
yanında beni getirmiyeceksen;
duyma istersen,
hislerimi anlayamayacaksan;
gülme istersen,
beni güldüremeyeceksen..

gözlerini kapamayacaksan,
öpme lütfen...
uçamayacaksan,
sarılma lütfen...
beni de ağlatamayacaksan,
ağlama lütfen...

sevmek bu kadar kolay ve güzelken neden aşkı arar insan?

Yetersizlik duygusu

Kendimi eksik hissetmeye başlıyorum iyice. Yetmeye çalışıyorum. Olmuyor!! Niye ki, neden böyle oluyor ki anlamadım? Daha önce bu şekilde eksik olduğumu hiç hatılarmıyorum. Hep bi' taraftan eksiğim gibi. Hiç birşeye yetemiyorum. Herkesin gözünde oturduğum kalıb bile artık bana büyük geliyor. Ben o kalıba göre yaratılmamışım gibi... Ama şöyle birşey de var. Sonuçta o kalıp bana göre hazırlanmıştı. Benim ölçülerime göre.. Bu demek oluyor ki bir zamanlar ben o ölçülerime sahiptim.. Şimdi o ölçülere uyamıyorsam bu bende sonradan oluşan birşey anlamına gelir ve de düzelmeyeceği anlamına gelmez. Sonuçta bu hale nasıl geldiysem, o hale de geri gelebilirim. Benim elimde herşey. Ama kafamda birtakımsorular var. Ben ne yaptımda bu hale geldim. Neden başkalarına karşı yetmiyormuşum gibi hissediyorum. Benden beklenenler mi büyüdü acaba? Ben mi karşılık veremiyorum yoksa artık farklı bir kalıba oturma zamanı mı geldi? Bilemiyorum ki? Ama birşeylerin eksik olduğu, çoğu kişi için artık yetmediğimi açıkça söyleyebilirim. Bilmiyorum bu niye böyle... Belki de ben kendimi eskisi gibi veremiyorum kendimi. İnsanlara inanmıyorum. Uzaklaşıyorum onlardan. Kimbilir belki yalnız kalmak istiyorum. İstemiyorum onları dünyamda. Ama şunu hiç unutmamalıyım şuan yaşayabiliyorsam bu benim sayemde değil başkaları sayesinde. Bazılarının varlığı, varolabilmeleri bile yetiyor. Buna alışkın olmam bunu farkedemeyeceğim anlamına da gelmiyor. Gayet net görebiliyorum herşeyi. Kimin ne olduğunu... Ama neden böyle oluyor bilmiyorum. Neden yetmiyorum kimseye..... Neden? Bilen varsa söylesin.

24 Ocak 2008 Perşembe

ot insan

daranarann...
yine ben.. ben ben ben
depresif değilim..
melankolik değilim..
mutsuz değilim..
mutlu da değilim..
sormuyorum da kendime.. şu an nasılım diye!
iyi böyle..hoşlandım
diğerlerini düşünmeye başladım yine..
herkes tek bir şeye odaklanıp onun üzerine yaşamını kuruyor.. ve öyle yaşıyor..
yetmezz!! uğraşılan şey herneyse tek o yetmez...
tek tip beslenme bile bir çok sorun yaratırken insan bünyesinde.. sadece siyaset!,sadece aşk!,sadece kin!,sadece eğlence!.... (çoğaltabiliriz)
hiçbir b.ka yetmez!
bir ot değiliz ki sadece fotosentez yapalım!
onlar bile fazlasını yapıyor..

22 Ocak 2008 Salı

baş-son/son-baş

"bitti diye tabir edilen herşeyin başladığı o lanet yerdeyim.." diyorum.
peki öyle miyim..
bu yer o yer mi.. ya da o kadar lanet mi burası..
kime ne ki şu anda bu soruların cevapları!
peki ya nerdeki bunların cevapları..
kusura bakmayın pek sayın "cevap"lar..
sizi arayamayacağım şu an.. zira çok yorgun ve bitkinim.. yoruldum!

bir adet "çekmeceli" diye anılan kırmızı ülker çikolatayı bitirmek üzereyim..
kulağımda "Guano Apes-Break The Line"
kafamda saçma salak düşünceler..
bir de ben..
evet ortam bu!
şimdi söyle bana sayın "cevap" sen yerimde olsan ararmıydın şu anda seni!
aaah.. ama sen cavapsın.. düşünmezsin ki..
yerine koyamazsın ki..
düşünen sorudur.. yorulan,şekilden şekile sokulan hep sorudur!
şimdi sayın "cevap" kapa çeneni!

21 Ocak 2008 Pazartesi

şimdi?

niye şimdi saat ve ben..peki buradaki "şimdi" neden "geçmiş" değil..şimdi midir yani hep önemli olan.. peki ya neden "gelecek" değil..futbolcular bile demez mi "gelecek maçlara bakalım" diye.. (yada teknik direktör mü derdi ki bunu..? aman herneyse)sürekli yargılayıcı durmadan sorgulayıcı bir haldeyim şu an.. tabi ki eğer önemli olan "şimdi" ise..şimdi.lerden de nefret eder oldum..öff zırvaladım.. kes gizem..peki.. bakın kendimlede konuşurum güzel güzel..deli miyim.. ! ı-ıh hayır!şizofren mi ! bilmem belki..

19 Ocak 2008 Cumartesi

kısa süreli veda!

bazen veda etmek gerekir .. belki bir sevgiliye,belki koskocaman bir geçmişe,belki de herşeye..
nefes almaya çalışırken çırpındığını hissederse bir insan veda eder.. "hoşçakal" der onu üzen herneyse..
bende çırpınırken belki ayakta kalabilmek için bunu yapıcam.. kolay mı? hayır değil.. iyi olacak mı? bilinmez! ama bir umut :/
ona sarılıp hoşçakal diyorum hepinize,herşeye...
o da olmasa zaten.. bilmem yazabilirmiydim ki bunları..
peki hoşçakal diyorda nereye gidiyor bu kadın? diyeceksiniz..
özür dilerim.. bunu şimdi söyleyemicem.. ama gelince.. amaçladığım değişimi gerçekleştirirsem.. ve iyi olursa herşey.. bir bir anlatırım belki..
uzatmicam..

kendine iyi bak "herşey" !

18 Ocak 2008 Cuma

Herşeye rağmen güçlü olabilmek

Bazı insanlar vardır.. Güçlüdürler, ama onların ki kastan ibaret değildir tamamen hayata karşı gösterilen bir güçtür. Bir karşıkoymadır. Direnmedir onların ki. Hayatın getirdiği tüm acılara karşı gülümseyerek cevap verebilirler onlar. Neşelidirler ama bu onların hiç ağlamadığı anlamına gelmez. Onların neşesi sadece hayata ve getirdiklerine, götürdüklerine karşı bir savnuma aracıdır. Kimi insanlar zor bir durumla karşılaşınca hemen ağlanırlar.. Söylenirler. Ama bu insanlar üzülmeleri için neden olan herşeye karşı gülmeyi silah olarak benimsemiştir. Bu zor bir yol mudur. Aslında pek bir zor yol değildir. Ama öyle bir dünyada yaşıyoruz ki bu zorlukları yaşatırken hayat, ona karşı kullanabilceğimiz silahı bile bizden alıyor. Bize kendi silahını kendin yap diyor. Bizde elimizden silahımız alındığı için çaresiz kalıyoruz. Hemen ağlanıp, sızlanıyoruz. Oysa ki elimizden alınanı, geri almayı hiç düşünmüyoruz. Bunu kafaya koyabilirsek eğer zaten bundan sonrası çok kolay oluyor. Ama işte bunu yapabilmekte bir başarı aslında. Herkes yapamaz.
Ben böyle bir insan tanıdım mı? Evet, tanıdım. Çok sevdim. Daha önce böyle bir insanla tanışmadığım için zaten çok mutluydum ve onu iyice yakından tanıdıkça daha çok sevmiştim. Nedenini bilmiyorum. Sanki onda yaşamı görmüştüm. Umutun sen varolduğun sürece yokolmadığını, iyiliğin de kötülüğün de senle varolduğunu, sen varolmadıkça onlarında varolmadığını ve buna alışmam gerektiği gördüm. Buna gülebilmeyi gördüm, sezdim, hissettim, anladım, sevdim. Taa en başında demiştim ona. Sen çok farklısın demiştim. Çok farklısın. Düşüncelerin, hayata bakışın, sözcüklerin ve varoluşun tamamen farklı. Ama beni yanlış anlama. Bu çok hoşuma gitmişti. Sevmiştim.... Gel gör ki son sözcüklerimiz birbirimize karşı çok anlayışsız olduğu için şimdi nerede bilmiyorum. Anlayışsız derken gerçekten de sadece ve sadece birbirimizi tam anlayamadığımız için o hale geldik. Ya da çok iyi anladık. Ve böyle olması gerekiyordu. Bilemiyorum... Ama şunu çok iyi biliyorum ki benim hayatıma ne senin gibi biri girebilcek, ne de yerini doldurabilcek biri girebilcek. Sen hep ayrı olacaksın. Hep benim olmak istediğim tarafım olacaksın. Hep imrendiğim tarafım olacaksın. Çok özledim varlığını...

Özel.lik

İnsanlar ne garip değil mi? Herkes birbirine benzemeye çalışıyor. Başkasına beslediği duyguyu kıskanıp başkasının da ona bu şekilde bir his beslemesi için çırpınıyor. Ne kadar vahim bir durum aslında. Oysa ki bizim yaratılışımızda bu yok. Bu tamamen bize ters bir durum . Çünkü hepimiz farklı farklı yaratılmışız. Hepimizin farklı özellikleri var ve bu bizi tamamen özel bir varlık konumuna getiriyor. Özel... Nedir ki bu özel olmak değil mi? Neden bu kadar önemli? Aslında her insan özel yaratılır. O insana özel bir yaşam verilir. Özel bir anne, özel bir baba. Özel bir çevre, özel arkadaşlar... Özel bir dünya veririlir. Ona özel melekler korur. Allah bile ona özel olur. Söz konusu o olunca herşey ona özel olur. Tuttuğu kalem bile ona özel olur. Yürüdüğü yollar bile ona özel olur. Soluduğu hava, içtiği su, yediği yemekler ona özel olur. Çünkü tüm bunlar onun varolabilmesi için vardır. Bu ne kadar da büyük bir hediye aslında. Keşke kıymetini bilsek. Ama baştada dediğim gibi bizler napıyoruz. Bunun farkında olmayıp, başka insanların özelliğini imreniyor onlar gibi olmaya çabalıyoruz. Elimize ne geçiyor peki? Hiçbirşey. İşin komiği elimize birşey geçmediği gibi bizi biz yapan özellikleri unutup kaybediyoruz. Benliğimizi siliyoruz bu dünyadan. Sonrası ise acı son =)

Peri

Yunan mitolojisinde periler Zeus'un kızları olarak belirtilmiş. Bir tanrı' nın kızı olabilmek çok ayrıcalıklı birşeydir. Hele ki bu tanrı Zeussa durum daha da farklı bir boyut alıyor. Onlara verilen ilham verme yeteneği insanların en muhtaç olduğu gereksinim. Çünkü hiçbir insanoğlu ihtiyaç duyduğunda ilham getiremez. İnsana ilhamı kendi gelir ve kendi gider. Önemli olan bunu farkedebilmek ve bundan faydalanmaktır. İlham perileride bunun için vardır işte. İnsana duygularını dışarıya rahat ve tam bir şekilde aktarabilmesi için yardımcı olur. Ama işte tek bir sorun vardır. Kendileri istediğinde gelir. İnsanların ilhama ihtiyaç duyduğu anı beklemez. O an gözüne kesitirirse birisini ona yardımcı olur. O yönden pek bir şımarıktır aslında periler. E ne de olsa Zeus'un kızları.... Bizlere ihtiyaçları yok, bizim onlara ihtiyacımız var.
Bir zamanlar bana bir ilham perisi uğramıştı. Onu hiç unutamıyorum. Bedenim donup kalmıştı. Gözlerim ondan başka biryere bakamıyordu. Beni dinlemiyordu gözlerim, ben başka yöne bakmasını ısrar ettikçe o daha da inatlaşıyor hep ilham perisine bakıyordu. Ellerim titriyordu. Hemde nasıl... Zangır, zangır.... İçimde öyle bir şey doğmuştu ki, öyle bir ümit gelmişti ki ben bunu resmetmeliyim demiştim. Bunu unutmamalıydım. Hayatıma böyle bir güzellik girmişken onu hayatımdan çıkarmamlıydım. Çünkü biliyordum o bir ilham perisi ve canı isteyince gidecek. Resmettim onu. Gördüğüm herşeyi, en ince ayrıntısına kadar. O resim benim hayatımda çizebildiğim en güzel resimdi. Daha doğrusu resim diyebileceğim bir resimdi...

17 Ocak 2008 Perşembe

"bu işler o kadar kolay mı!"

"günaydın" lafına bu aralar epeyce hassas yaklaştığımı sanıyorum.. halbuki gün bir türlü aymıyorki.. aymaya çalışıyor fakat ayamıyor.. karanlık gündüzlerle tanışalı uzun zaman oldu.. alıştım sayılır biryandan.. ama sıcak,ışıklı,parlak aymaya hep hazır gündüzleri öyle çok özledim ki.. ya da uyanır uyanmaz birinin hayatımızdaki varlığının farkındalığında ona yazı yazmayalı.. yüzlerce kez teşekkür etmeyeli çok oldu..

"HayatO kadar zor muAtılır mıyız oyundan, benzemezsek onlaraBahane mi lazımMazeretimiz mi kalmamışÇok ayıp olmuşÇok ayıp olmuşHayatO kadar zor muTakılır mıyız yolunda, şekli gizli taşlaraYetişmek mi lazımBahçemizde bir gül açmamışÇok ayıp olmuşÇok ayıp olmuşKız en güzel, en hafif giysisini giymişOğlan renkli bir dünya boyamışKapkara kapılar sormuşlar onlaraAyıp olmaz mıBu işler o kadar kolay mıAyıp olmaz mı"

sabahlarımı bu şarkı süslüyor artık..
"ayıp olmaz mı! bu işler o kadar kolay mı!"

biri bana söyleyebilir mi nedenkendime bu kadar eziyet ediyorum?
neden acı çekiyorum?
neden iyi olduğum zamanlar sayılamayacak kadar çok kısa.. !
izninizle birde off.layabilir miyim?
teşekkür ederim..
ooooooofffffffffff

peri.nin dirilişi (:

öncelikle bir önceki yazısını benim için.. beni düşünerek yazmış olan.. ruh,kelime,soru,haykırış arkadaşım ceyd.ime pek teşekkür etmek istedim.. (:
uyanmaya çalışıyorum.. uyanmalıyım diyorum.. (:
periler bu kadar uyumaz ki! uyur mu ki!
ı-ıh.. uyumaz hayır.. yapacakları vardır perilerin..
şimdi bu uykulu dönemimde beni hiç bitmeyecekmişçesine uyuduğum uykumdan biraz olsun uzaklaştırmaya çalışan herkese teşekkür borcum var..
ailem,kuzuşum(furkim),datlum(zeynepim),fodulum(arda),ceyd(ali),fatoş,aslı,ceyhun,çiğdem..
teşekkürler hepinize..
hala hüzün koksada kelimelerim.. iyiyim.. çalışıyorum.. (:

şimdi hep beraber söyleyelim..

"poh poh perisiydin senn aaaaaa" hihi.. (:

koskocaman mutlu mesut bahtiyar an.lar herkeseee.. (:

16 Ocak 2008 Çarşamba

Uyumak..

Uyku için yarı ölüm derler. Ruhun bedeni terkedişi. Sorumluluklardan, zorunluluklardan kaçış. Belki de bir çeşit isyandır uyku. Belki bir gereksinimdir. Belki her gece üstü kapalı bir intihar girişimimizdir... Evet, bu olabilir. İşin garibi insanların toplu bir şekilde intihar etmesidir. Kimileri erken yeltenirler intihara, kimileri ise dayanır.. Herkesin intihar etmesini bekler. Herkes intihar edince, şöyle güzelce bir yalnızlığın tadını çıkarır. Taa ki köle ruhların çürümüş bedenlerle tekrar birleşmek için gelmesine kadar sürer bu keyif. İşte o zaman intihar etme vakti gelmiştir kimi insan için. Ama mutludur. Sonuçta birazda olsa bu yorucu dünyada dinlenecek.... Evet, dinlenecek çünkü onun da ruhu bedenine geri dönecek. Çünkü hala onun ruhu bir bedene muhtaç. Hala güçsüz onun ruhu. Hala özgür değil. İhtiyacı var o bedene. Bu dünyada yaşamak için o bedene ihtiyacı var. Var olabilmek için o bedene ihtiyacı var... Herneyse konudan uzaklaştım. Uyumak gerçektende bir çeşit intihardır. Temel olarak her ikisinde de ruh bedenden ayrılıyor mu? Ayrılıyor. İçinizden şuan şöyle bir soru geçiyor olabilir. Acaba neden uykuyu ölüme değilde intihara benzetti? Cevabı çok basit aslında, ölüm insana zamansız gelir. Ölümün nerden, ne şekil geleceğini bilemezsin ki.... Ama insanlar uyumak istediklerinde, kendi istekleri doğrultusunda uyurlar. Aynı intihar gibi aslında. Ruhun, bedenden uzaklaşmak istediğinde genelde verdiği bir tepkidir. Günün yorgunluğunu atar insan uyuyarak.... İntiharda bu yönden uykuya benzer işte. Ama ikisinin arasındaki tek fark, birisinin gün içindeki yorgunluktan kurtulma çabası olurken diğerinin genel olarak yaşamdan, yaşamın vediği yorgunluktan kurtulma çabasıdır. Onun içindir ki bir insan ne kadar çok uyuyorsa 0 insan bir o kadar intiharın eşiğindedir.

15 Ocak 2008 Salı

sadece uykum var.

yazı yazabilecek kadar duygu yoğunluğum yok.
yoğunlaşmak istediğim bir konu yok.
bir amacımda yok.. neden başladım bu yazıya?
yine mi sorular? yine mi arayışlar? yine mi haykırışlar?
yok hayır.bu sefer olmaz.bu sefer izin vermicem.
afedersin içim.afedersin zihnim.afedersin geçmişim.
vermicem izin vermicem!
uykum var.çok uykum var!

14 Ocak 2008 Pazartesi

Ceyd Olabilmek

Nedir ki bu ceyd.lik? Neden ben ceyd.im? Neden başkası ceyd değil? Neden başkaları değil? Neden tek başımayım? Bu benim seçimim mi? Yoksa bu benim kaderim mi? Asla değiştiremeyeceğim kaderim... Anlayamıyorum... Ben ceyd olmak istediğim için mi ceyd.im. Yoksa yaratılışım mı böyle. Herşeyi bi kenara bırakıyorum şimdi. Şu ana kadar sorduğum sorular da dahil. Ama gene de kafamda bi takım sorular doğuyor. Anlamsız sorular. Daha doğrusu anlamını dahi bulamadığım sorular. Anlayamadığım sorular..... Misal ceydlik niye bu kadar seviliyor ki? Sonuçta herkes bi kılıfın içinde. İstese de istemese de... İnsanın yaratılışında var bu. Herkesin bi karakteri var. Peki niye benim ki bu kadar ilgi çekiyor. Sonuçta bende sizin gibiyim. Sizin doğrularınız bende yok, benim doğrularım sizde yok... Birbirlerimizi tamamlıyoruz. Yani aslında sizden hiçbir farkım yok. Eşitiz biz. Denk bile değiliz..... Tamamen eşitiz.. Eeee o zaman bu ilgi niye? Benim yaratılışım tamamen sizinkiyle aynı. Niye beni farklı yapmaya çalışıyorsunuz? Ya da bu gayretin içinde olan ben.miyim? Bilmiyorum ki bu sorunun cevabını da.. Çok ukela olduğumu, çok şımarık olduğumu düşüneceksiniz şimdi. Size yemin ediyorum ki bu soruları sormamın tek gayesi hiçbirşeyi anlayamamış olmam. Aslında zamanında ben bunu başardım zannetmiştim. Anlamıştım kendimi. Sonra n'oldu? Kendimde göremediğim bazı duyguları, bazı ceyd.likleri bana gösterdiler. Gözüme gözüme soktular. Şikayetçi değilim ama memnun da değilim. Çünkü başka bi karambole girdim şimdi. Tam "ben neyim,kimim?" sorusundan kurtulmuşken aynı soruyu daha bir büyük biçimde kendime yöneltmeye başladım. Bu sefer sorularım sadece ne olduğumla ilgili değil, ayrıca neye dönüşeceğimle de ilgili olmaya başladı. Beni bu hale getirenler, şimdi benim asla bu sorulara cevap bulamayacağımı söylüyorlar. O zaman düşünüyorum... Peki niye bu kavramları benim kafama soktunuz. Amacınız bana yardımcı olmakmıydı gerçekten de.... Bir tezatlık yok mu bunda? Kafam çok karışık, işler çok karışık.....

10 Ocak 2008 Perşembe

bir ben!

Sanırım ilk defa "biri".ne adamayacağım bu sözcükleri.. ya da gizliden gizliye hep o biri.ne vuracak kelimeler..
herneyse.. bu neyi değiştirir ki!
umutlar var.. belki gerçekleşicek.. belkide içimde biryerde hep sızlayıp,acıtıp "ben burdayım" diyecek bana! "biz"e!
Karanlık dönemlerden geçmenin yolunun sahte aydınlıkların peşinden koşmak olduğu söylenmez mi!
Şimdi etraf zifiri karanlık! hiçbirşey göremiyorum.. buda yetmiyormuş gibi göremediklerimi hissedemiyorum da!
oluk oluk yalnızlık kusuyorum.. oluk oluk çaresizlik..
hep "yarın yeni bir gün" diyerek aslında aynı güne uyanacağımın bilincinde olarak kendimi kandırıyorum..
değişimler hep acıtıyor.. büyümek farkındalık yaratıyor.. öyle çok acıyorum ki.. fazla büyüdüm sanırım.. ben artık büyümek istemiyorum.. istemiyorum!!

9 Ocak 2008 Çarşamba

Siftah!!!!

Selamun aleyküm kardaş. Bir blog açtık. Çok güzel bir blog... Tema olarak pek bi basit gözükse de, içinde absürd download linkleri bulunmasa da ya da birbirlerinden sütun bacakları olan hatun fotoğrafları olmasa da açtığımız bu blog sitesi çok güzel oldu. Çok yerinde oldu.... Çünkü bu sayfada insanoğluna verilen en değerli hediyelerin uyum, birlik, beraberlik ya da bir denge içinde işlediğini göreceksiniz. Nedir ki bu değerli hediyeler dediğinizi duydum!!! (Duymaz olaydım) Elbette ki beyin ve kalpten bahsediyorum. Her ikisi de insanoğlunun ayrı ucunu temsil eder, kontrol eder. İpin ucununu kaçırmamak gereklidir ya. Sadece kalbimizin sesini dinleyerek hareket etmemizi söylerken beyin, kalpse insanlara karşı hoşgörülü olmamızı gerektiğini, önyargısız yaklaşmamızı tenbih eder. Aralarında böyle bir ilişki vardır ya. Hep fısıldarlar. Sinsi sinsi.. Gizli gizli. Sanki bizden sakladıkları birşeyler var. Hep fısıldaşırlar. Onları duymak isteriz. Ama duyamayız... Bazen böyle birşeyler hissederiz ya. Hep bir kurt kemirir bizi. Kafamız karışır. Kararsız kalırız. Hep ama hep. İşte biz burda bu sesi duyurmaya çalışıcağız. Daha doğrusu bu sesi duymanıza yardımcı olacağız ve bunu yaparken biraz riske atılıp iki kişi olarak(belki zamana göre değişebilir) kalplerimizi ve beyinlerimizi birleştirip aynı terazide dengelemeye çalışıcaz. Gerçi deminden beri "biz"li kelimeler kullanmamdan anlamanız gerekirdi en az iki kişiyle birşeyler yapacağımızı. Biliyorum bu satıra kadar çok saçmaladım. Ama inanın şu ana kadar ne yazdığımı bende bilmiyorum. Amacım sadece siftah yapmaktı..... Sadece siftah yapmak!!!!